/ Almanya'da Yaşam

Berlin'de İlk Deneyimler

Berlin'e taşındığımız ilk günden itibaren her gün yeni bir şey keşfediyorum. Burada yaşayan kişiler için oldukça sıradan olan şeyler benim için yepyeni deneyimler:)

  • Çöp ayrıştırması ve geri dönüşüm
    Bu konuda bence kendilerini aşmışlar. Türkiye'de her evden 1 çeşit çöp çıkar; evden atmak istediğin herşey çöptür sonuçta, bir farkı yoktur. Burda ise evimizin mutfağında 4 ayrı çöp kovası mevcut. Ambalaj/Cam/Kağıt/Diğer atıklar şeklinde. Cam da kendi içinde camın rengine göre 3 ayrı çöp kutusuna atılıyor. Plastik şişeler ve teneke kutuları ise marketlerdeki geri dönüşüm makinalarına atarak para iadesi alıyorsunuz. İlk başta oldukça karışık gözükse de artık alıştım. Bu konuda daha sonra detaylı bir yazı yazacağım.

  • Parklar ve doğal hayat
    İstanbul'da yeşil hayata hasret kalmış birisi olarak Berlin'in en sevdiğim yanı yemyeşil parkları olan bir şehir olması. Burada herkesin evine en fazla 15dk mesafede büyük ya da küçük farketmez mutlaka bir park vardır. İnsanlar haftasonu aktivitesi olarak piknik yapıyorlar, koşuyorlar, köpeklerini gezdiriyorlar, yazları güneşleniyorlar, doğanın keyfini çıkarıyorlar.

    missing
    Volkspark Friedrichshain'da bir pazar günü
  • AVM'lerin kalabalık olmaması
    Berlin'de zaten çok fazla AVM mevcut değil, en fazla 10 tane vardır. Tam merkezindeki Alexa avm'de bile ortalama sayıda insan görürsünüz. Türkiye'nin aksine burada insanlar AVM'yi bir haftasonu aktivitesi olarak değil sadece ihtiyacı olan ürünlere bakmak için mağazaların olduğu bir yer olarak görüyor.

  • Çocuk parkları
    Çocuk parkları ile ilgili olarak dikkatimi çeken en büyük şey çocuk parklarının ahşap malzeme ile yapılmış olması ve hiçbirisinin cicili bicili mikili fareli desenler içermiyor olmasıydı. Onun yerine daha sade ve çocukların fiziksel hareketlerini destekleyen şekilde yapılmışlar. Zemini ise kum, çocuklar ellerinde kova ve kürekleriyle geliyorlar parka. Üstleri başları toz toprak çamur oluyor ama anneler pek önemsemiyor burda.

    missing
  • Toplu ulaşım
    Burada toplu taşıma araçlarına biletiniz cebinizde, elinizi kolunuzu sallaya sallaya biniyorsunuz. Herhangi bir turnike sistemi yok. Arada sırada görevliler kontrol yapıyor, yakalanırsanız 90 Euro cezası var. Bu sistem zamandan tasarruf sağlıyor ve her seferinde dur biletim nerdeydi diye çantanızı aramanız gerekmiyor.

  • Trafik kuralları
    Türkiye'de arabayla giderken kamyona aman bana çarpmasın diye yol verir, yaya iken de bana yeşil yansa bile yine de ya hızla gelen araba durmazsa diye önce durduğundan emin olup öyle karşıya geçerdim. Burada yaya iseniz ve yayaya yeşil yanıyorsa ya da ışık olmayan bir yaya geçidinde iseniz at gözlükleri ile etrafınıza bakmadan karşıya geçebilirsiniz. Korna sesi pek duyamazsınız, herkes kurallara çok net uyduğu için kimse kimseye korna çalma gereği duymuyor.

  • Bisiklet sürmenin yaygın olması
    Bisiklet sürmek burada aktif kullanılan bir ulaşım aracı. İnsanlar bisiklet sürmeyi yürümeye başladıktan hemen sonra öğrenmeye başlıyor. 2-3 yaşında çocuklar ağzında emzik, denge bisikleti kullanıyorlar. 4-5 yaşlarında ise pedalları olan 2 tekerlekli bisiklet ile devam ediyorlar. Çocukların hiç Türkiye'deki gibi yanlarında 2 tane destek tekerleği olan bisikletlere bindiğini görmedim.

missing
Denge bisikleti
  • Köpeklerin her ortama dahil edilmesi
    Burada köpeğiniz ile bir çok yere girebilirsiniz, toplu taşımaya beraber binebilir, kafelere restoranlara mağazalara girebilir hatta işyerinize bile götürebilirsiniz. Çocuk parkı ve supermarket gibi bir kaç yer dışında her yer evcil hayvan dostu.

  • Moda diye bir şeyin olmaması
    İnsanlar fonksiyonelliğe görüntüden daha çok önem veriyorlar. Burada kol çantası takan ya da topuklu ayakkanı giyen pek kimse göremedim. Genelde insanlar spor ayakkabı ve sırt çantasıyla geziyorlar, pek fazla makyaj yapan da yok. Herkes kafasına göre, rahat olduğu şekilde giyiniyor. Hatta abartıp ayakkabı dahi giymeden yalınayak dolaşan da epey kişiye rastladım.

  • Marketlerde ve mağazalarda poşetin ücretli olması
    Geri dönüşüm sebebi ile plastik poşet kullanımı oldukça sınırlı. Türkiye'de markette alış veriş arabam bir çok poşetten oluşurdu, sonra kasada da poşetleri tekrar büyük poşete koyardım ve o poşetler evde dağ gibi birikirdi. Burda ise 2 patlıcan 3 kabak vs alırken poşet kullanılmıyor, sadece kiraz çilek gibi küçük parçalı ürünler için poşet kullanılıyor. Kasada ise size tekrar poşet vermiyorlar, kendi çantanıza ya da bez alışveriş çantanıza koyuyorsunuz ürünleri. İsterseniz belli bir ücret karşılığında kasadan geri dönüşümlü kağıt çantalardan satın alabiliyorsunuz.

  • Spor alışkanlıkları
    Spor yapmayı pek sevmeyen birisi olarak bu şehir bana spor alışkanlığı kazandırdı diyebilirim. Parklarda, yollarda her an herkes koşuyor, bisiklete biniyor, açık havada grup olarak yoga ve pilates yapıyorlar. Bu kadar spor yapan kişiyi etrafta görmek insanı ister istemez spor yapmaya teşvik ediyor.

  • İkinci el eşya kullanımı
    Berlin'de çokça 2. el pazarı kurulmakta. Hem bu pazarlar hem de sosyal medyadaki gruplar aracılığı ile aktif olarak 2. el alım satımı yapıyorlar. Bu evinizdeki bir masa ya da koltuk olabileceğı gibi kullanmadığınız bir bardak takımı da olabilir, giymediğiniz bir ayakkabı da ya da okumayı bitirdiğiniz bir kitap da. Hatta apartmanlarının önüne minik bir tezgah açarak bebeklerinin küçülen kıyafetlerini satan kadınlar, ve bir sokakta yere örtü serip artık oynamadığı oyuncakları satan bir çocuk bile gördüm:)

missing
Mauerpark'ta pazar günleri kurulan ikinci el pazarı
  • Farklı kültürler
    Berlin diğer Almanya şehirlerinden farklı olarak farklı milletlerin, farklı kültürlerin sayıca fazla olduğu bir şehir. Son güncel rakamları bilmemekle beraber 2017 yılında Berlin'de 711 bin yabancı kişi kayıtlıymış ve bunlardan 98 bini Türkmüş. 365 bin kişi Avrupanın diğer ülkelerinden, 31 bin kişi Afrikadan, 41 bin kişi Amerika, 147 bin kişi ise Asya ülkelerindenmiş. Hal böyle olunca burda insan kendini pek yabancı hissetmiyor, çünkü burda herkes yabancı:)
    (Berlin'de kayıtlı olan ülkelere göre detaylı kişi sayıları için şurayı inceleyebilirsiniz)

  • Almanca bilmeden yaşayabilmek
    Hallo-Danke-Tschüss. Bu 3 kelimeyle hayatınızı sürdürebilirsiniz Berlin'de. Çok farklı milletlerden insanlar yaşadığını söylemiştim burda. Dolayısıyla İngilizceye çoğu kişi hakim. Marketteki görevlilerden tutun da, mağazalardaki kabin görevlileri, kafelerdeki garsonlar, hatta devlet dairelerindeki memurlar bile İngilizce biliyor. Ben İngilizce bilmiyorum diyen kişi bile uzman seviye olmasa dahi sizinle anlaşabiliyor. Bir kaç kelime ve basit cümleler öğrensem de hala hayatımı İngilizce ve Hallo-Danke-Tschüss ile idare ettiriyorum.

  • Çok fazla ambulans geçmesi
    Bunun gerçek sebebini henüz tam olarak öğrenmedim ancak bana insanlar en ufak bir şeyde bile ambulans mı çağırıyorlar acaba diye düşündürtüyor. Evimizin anayol üzerinde olmasından da kaynaklanıyor olabilir ancak bana evin önünden günde en az 10 tane ambulans geçmesi pek sıradan gelmiyor. Her ambulans geçişinde ise araçların sıkışık trafikte bile nasıl hızlıca yolu açtıklarını hayranlıkla izliyorum.

  • Türk yemeklerinin bulunabilirliği
    Türk mahallesi olarak bilinen Kreuzberg semtine gidince adeta bir mini Türkiye'ye gelmiş gibi hissediyor insan kendini. Kebap, lahmacun, çiğ köfte, midye dolma, baklava, tantuni, etli pide, içli köfte, simit.. Her türlü Türk yemeğini bulmak mümkün. Türk marketlerinde bakliyat, salça, turşu, peynir gibi ürünleri rahatlıkla bulabiliyorsunuz.

missing
Kreuzberg'te bir restoran, bir Adana'lı olarak başka ne isteyebilirim ki:)